A SEPARATION (BİR AYRILIK)
“O, senin kim olduğunu bile bilmiyor… Farkında değil!” “Ama ben onun babam olduğunu biliyorum.”
Ünlü İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin Oscar alan A Separation filmini inceleyeceğiz. Filmde İran’ın en iyi aktörlerinden olan Peyman Moadi rol alıyor. Aile ilişkileri, aşk, baba, yoksulluk, çaresizlik, yalan, bencillik gibi birçok kavramı ele alan filmi hemen incelemeye başlayalım.
Önce bütün karakterleri detaylı bir şekilde tanıtalım. İlk karakterimiz hikâyenin merkezinde yer alan ve Peyman Moadi’nin hayat verdiği Nadir karakteri. Bu karakter en başta bir baba, kız babası. Bir de bakmak zorunda olduğu bir babası var. Karısı ise ülkeyi çeşitli sebeplerden dolayı terk etmek istemektedir. O ise babasına bakmak zorunda olduğunu, bu yüzden asla onu bırakamayacağını söyler. Seküler, orta sınıfa mensup, eğitimli olan Nadir çok karmaşık bir iç dünyaya sahiptir. Kendi doğrularına çok sahip çıkar ve bu doğruların asla sarsılmayacağına tüm benliği ile inanır.
Geçelim Nadir’in karısı olan Simin karakterine. Bu kadın, toplumun kadınlar için biçtiği gömleği reddeden birisi. Hayalleri olan ve bu hayalleri uğruna birçok şeyi yapabilecek potansiyelde bir kadın. Kocasının aksine geleceği daha fazla düşünen realist bir profil çiziyor. İran’da yaşamak yerine yurt dışında onları daha iyi bir hayatın beklediğini söylüyor. Kızları için İran’da bir gelecek olmadığını söylüyor. Ama filmi izlerken asla Simin’e kızamıyoruz, çünkü kendince haklıdır. Zaten bu filmde herkes çok haklı. Haksız ve kötü kimse yok ama iyi kimse de yok; herkes gri.
Razieh karakteri ise Nadir ve Simin’in evine temizlikçi olarak gelir. Maddi olarak çok alt sınıfa mensup olan bu kadın (daha sonraları hamile olduğunu öğreniyoruz) kadın hâliyle çalışmaktadır. Bilirsiniz, Ortadoğu toplumlarında kadınların çalışması çok tuhaf karşılanır. Razieh de tıpkı Simin gibi klasik Ortadoğu kadını değildir, belki de bu yüzden çok fazla acı çekiyorlardır. Onlara biçilen rolü kabullenseler çok daha acısız bir hayatları olabilir.
Razieh’in kocası Hodjat ise izleyenlerin ilk izlediklerinde nefret ettikleri, ardından ise onun için üzüldükleri bir karakter. İşsiz olan bu adam, karısının çalışmasını kabul etmiştir. Bu kabul edişin arkasında ise inanılmaz bir hüzün ve öfke var. Belki de tek kelimeyle Hodjat’ı anlatacak olursak bu kelime “çaresizlik” olur; çünkü o kadar çaresiz birisi ki en çok da kızının gözünde iyi bir baba olarak kalamayacak olması onu çok üzüyor.
Termeh ise Nadir ve Simin’in kızıdır. Bu kız, yaşının çok üzerinde bir olgunluğa sahiptir. Anne ve babasının yurt dışı olayı için sürekli tartışması, yani anne babasının sürekli bir savaş hâlinde olması onu çok kırar. Sürekli bir tercihin ortasında kalan Termeh, bu tercihlerin altında öyle bir ezilir ki bizler izlerken “Bir anne baba çocuğuna nasıl böyle yapar?” diye sormadan edemiyoruz. Anne de baba da sürekli kızının iyiliğini isteseler de farkında olmadan kızlarına onarılması güç yaralar ve travmalar veriyorlar. Hatta o kadar çok tercih yapar ki sanki bütün tercihleri onu filmin sonundaki büyük tercihe hazırlar; çünkü en sonda anne ya da babasından birisini seçecektir.
Bir de Razieh ve Hodjat’ın dünya tatlısı bir kızı var. Somayeh adındaki bu kız, yaşının da getirdiği bir tatlılıkla filmin o büyük derdi içinde sanki izleyenleri biraz olsun rahatlatıyordu. Babasının işsizliği ve annesinin çaresiz bir şekilde çalışması onu da çok kırar. Annesi ile Nadir ve Simin’in evine temizliğe gelen küçük kız, tüm yaşanan trajedinin her anında vardır. Küçük bir kızın henüz bu kadar toyken hayatın bu acı yüzü ile bu kadar erken tanışması, belki de dünyadan daha çok nefret etmemizi sağlar. Oyunlar oynaması gereken bir kız çocuğu resmen hayat ile bir savaşa girmiş. Tabii bu savaşı kazanacak kadar büyük olmadığı için mecburen kaybedecek. Belki de bu kaybettiği savaş, onun ilerleyen yıllardaki hayatını da etkileyecek. Hayır hayır, mutlaka etkileyecek.
Filmde sesini bile adamakıllı duymadığımız ama hikâyede çok önemli bir yerde duran Nadir’in Alzheimer hastası babası ise bambaşka bir derya. Bu adam, oğlunun hayatına o kadar istemeden müdahale ediyor ki resmen oğlu hayatını babasına göre şekillendiriyor. Eşiyle ve kızıyla arası bozuluyor babası için. Ama o tüm bunları yaparken babası sanki tüm olanları anlıyor gibi. Alzheimer olmasına rağmen oğlunun hayatındaki acıyı çok derinden hissediyor. Belki bazen oğlunu bile unutuyor ama oğlunun acısını her daim yüreğinin en derinliklerinde hissediyor. Hayat eğer Nadir’i babası ile sınıyorsa bence Nadir çok başarılı bir sınav veriyor. Babasına bir defa bile kötü söz söylemiyor. Sadece babasına bakarken bayağı bir yoruluyor ama bu yorgunluğu bile yaşayamayacak kadar meşgul birisi. Baba iki hece, bir kelime çoğumuz için; ancak Nadir için çok çok daha fazlası.
Son karakterimiz ise Termeh’in okuldan öğretmeni. Filmin ilerleyen sürecinde yaşanacak derin bir çatışmanın en önemli halkası bu öğretmen.
Film, hâkim karşısında boşanma talebi için bulunan Nadir ve Simin’in, hâkimle ve birbirleriyle olan konuşmaları ile açılır. Simin, kızının geleceği için mutlaka ülkelerini terk etmeleri gerektiğini savunurken Nadir ise babasını bırakıp hiçbir yere gidemeyeceğini söyler. Bunun üzerine Simin, babasının kendisini (oğlunu) tanımadığını ve tanımadığı için bir bakımevine bırakılabileceğini söyler. Nadir ise babası kendisini tanımasa bile kendisinin babasını tanıdığını söyler; Nadir için bu yeterliydi. Babasına olan bu düşkünlüğünün kızının ve kendilerinin geleceğini mahvedeceğini düşünen Simin, resmen bu sahnede kocasına öfke kusar. Tabii bu sahneyi izleyen birçok insan Nadir’e hak verecek ama bence her iki tarafın da kendince haklı olduğu noktalar var. Bir tarafta babasını bırakmayan bir adam, bir yandan kızının ve kendilerinin geleceği için kaygılanan bir anne…
Nadir ve Simin henüz boşanmamış olsalar da Simin, kocasıyla aynı evde yaşamamaktadır. Nadir işte çalıştığı için ne babasıyla ne de ev işleri ile tam anlamıyla ilgilenemiyor, bundan dolayı eve bir çalışan almayı düşünmekte. Ona çalışanı ise Simin bulup getirir. Yani her ne kadar kocası ve kızıyla aynı evde yaşamasa bile onlar için çalışanı bulmuştur. Bu da annelik içgüdüsünün en büyük tezahürlerinden birisi bence. Razieh eve hizmetçi olarak gelir. Ve o geldikten sonra hikâye bambaşka bir kısma evrilir.
Nadir’in evde sakladığı bir miktar para vardır. O gün eve gelir ve babasının yatağa bağlandığını, bilincinin gittiğini görüp çok endişelenir. Razieh mesai saatleri içinde evde yoktur, üstüne üstlük bir de babasını yatağa bağlayıp resmen ölüme terk etmiştir. Razieh eve döndüğünde Nadir’i evde bulur. Nadir ise oldukça sert bir dille kadını azarlar. İşine son vermek için çalıştığı sürenin parasını ödemesi gerektiğini düşünür ve evde sakladığı parayı almaya gider. Daha sonra parayı bulamaz. Parayı Razieh’in aldığını düşünür ve kadını suçlar. Kadın ise asla almadığını ağlayarak söyler. Nadir ise kadına o kadar öfke ve kin duyar ki kadına bir an önce evi terk etmesini söyler. Kadın ısrarla parayı almadığını ve kendisine iftira atıldığını söyler. Nadir ise kadını kolundan tutarak kapının önüne çıkarıp kapıyı kapatır. İşte Nadir’in, kadını kolundan tutup kapının önüne çıkarması ya da atması, filmin tam anlamıyla kırılma anıdır.
Filmin ilerleyen sahnelerinde ise Razieh’in hamile olduğunu ve düşük yaptığını görürüz. Nadir ve Simin ise kadını hastanede ziyaret etmek ister. Giderler ve kadının, Nadir’in onu itmesi sonucu merdivenlerden düşerek düşük yaptığı iddiasıyla karşı karşıya gelirler. Nadir ile Hodjat ise orada kavga ederler ve Hodjat, Nadir’e saldırır.
İş mahkemeye kadar taşınır. Hatta Nadir’e ceza vermeyi düşünür hâkim. Nadir de çaresizce kendisini savunur. Eve geldiğinde babasının yatağa bağlı bir hâlde olduğunu falan söyler. Hatta babasıyla hastaneye gidip bir darp raporu falan almaya çalışır. Hodjat ise evladını kaybettiğini, bu durumdan daha acı bir şey olmadığını söyler. İkili hâkimin önünde de tartışır. Mahkeme ilerler ve Nadir, kadının hamile olduğunu bilmediğini söyler. Bilse asla kolundan bile tutmayacağını söyler. Sonra süreç ilerler ve öğretmenin, Nadir’in evine Termeh için geldiği gün Razieh ile bu öğretmenin, kadının hamile olduğunu konuştukları ortaya çıkar. Razieh, Nadir’in de bunu mutlaka duyduğunu, çünkü o saatlerde evde olduğunu söyler. Nadir de o saatlerde evde olduğunu ama kadının hamile olduğunu duymadığını söyler.
Aradan biraz vakit geçtikten sonra baba ve kızı arasında inanılmaz bir dürüstlük krizi başlar. Bu krizin sonunda anlarız ki Nadir başından beri kadının hamile olduğunu biliyormuş. Hapse girmemek için yalan söylemiş. Kızı da babasının yalan söylediğini anlayınca âdeta yıkılır. Daha sonra Nadir, kızına bu yalanı onun için söylediğini anlatır. Mahkemede isterse doğruyu söyleyebileceğini anlatır kızına, çünkü Nadir bu yalanı kızı için söylemiştir. Kızı mahkemeye çıktığında ise babasının kadının hamile olduğunu bilmediğini söyler. Babasının yalanını devam ettirir. Yani neden doğruyu söylemeyip yalanı tercih ettiği üzerine sabaha kadar tartışabiliriz ama bu tartışmanın sonunda bir cevap bulamayız. Belki de Termeh’in bu yalanı devam ettirerek o masum dünyasını kirlettiğini düşünebiliriz ama asla onu yargılayamayız, çünkü onun içinde bulunduğu şartlar ile sınanmadık.
Dava tıkanma noktasına geldiğinde, hâkim Razieh’den iddialarının doğruluğu için kutsal kitap Kur’an üzerine yemin etmesini ister. Derin bir dindar olan Razieh, yalan söylüyorsa günaha gireceğinden ve çocuğuna musibet geleceğinden korktuğu için o son adımda yemin edemez. Bu an, dini inanç ile hayatta kalma mücadelesinin en keskin çatıştığı andır. O gün başka bir yerde daha talihsiz bir hadise yaşadığını kocasına söyleyen kadın, günaha girmekten çok korkar. Kocası ise Nadir’den alacağı parayı düşündüğü için günahı üstleneceğini söyler. Kadın buna rağmen Kur’an üzerine yemin etmeyeceğini söyleyince Hodjat âdeta deliye döner ve kendisini dövmeye başlar. Normal bir dövme değil; âdeta karşısında bir düşmanı varmış da ona vuruyormuş gibi kendisini döver. Bu sahne, Hodjat’ın çaresizliğini o kadar iyi anlatır ki binlerce kelimelik bir kitap bile adamın çaresizliğini daha iyi anlatamaz. Hodjat, dini değerlere saygısız bir adam değil, sadece karısının kafasının karışık olduğunu, bu yüzden böyle bir tereddüt yaşadığını düşünür. Hodjat’ın burada karısına değil de kendisine şiddet uygulaması, Hodjat hakkında çok fazla hakikati bizlere anlatıyor. Hodjat içinde bulunduğu ekonomik şartlar ve hayat yüzünden bu kadar öfkeli bir adam, yoksa özünde tertemiz birisi bence.
Film, Nadir ve Simin’in boşanma kararının kesinleştiği gün adliye koridorunda baş başa kalmasıyla biter. Hâkim, kızları Termeh’in kiminle yaşayacağını seçmesini istemiştir ve Termeh kapı ardında beklemektedir. Kamera koridora odaklanır; karar verilmez, izleyici o dipsiz ve nihayetsiz boşlukla baş başa bırakılır. Termeh’in kararını seyirci öğrenemez ama kimi seçerse seçsin, bu seçim ona bir mutluluk getirmeyecektir. Belki de o an orada verdiği kararın yükünü bir ömür taşıyacaktır. Anne kızı için yurt dışına çıkmayı istiyor, babası kızı için mahkemede yalan söylüyor; yani her ikisi de kızını çok seviyor ama ona en büyük zararı yine bu ikili veriyor. Özünde şu mesaj var bence: “Anne baba bu hayattaki hem en büyük şansımız hem de en büyük şanssızlığımız.”
Hikâyede her iki ailenin de kız çocukları olması ise filmin başka bir güzel tarafı. Belki de yönetmen, her iki ailenin de temiz niyetlere sahip iyi insanlar olduğunu vurgulamak için her iki aileyi de kız çocuğu sahibi yapmış olabilir. Zaten hem Termeh hem de Somayeh dünya tatlısı kızlar.
Filmde izleyenlerin belki de gözyaşlarına hâkim olamadığı bir sahne var ki bu sahne çok anlamlı bir sahne. Nadir’in babasını yıkadığı bu sahne çekilirken de çekenleri ağlatmıştır. Bizler de izlerken ağladık zaten. Yani bir evladın babasını yıkaması belki bazı kesimler için çok anlam ifade etmeyebilir ama bizim gibi toplumlarda bence birçok şey ifade ediyor. Yıllarca belki babasını eleştiren, bazı noktalarda babası ile tartışan, bazen de pek çok iyi anını babası ile geçiren Nadir, şimdi babasının bu hâlini görünce inanılmaz bir vicdan azabı çekiyor olabilir. Çünkü o da babasını yıkarken ağlıyor ve babasının omzuna kapanıyor. Ne kadar büyümüş olsa da insan her zaman babasının omzuna ihtiyaç duyar. Babası Alzheimer olsa bile.
Bu film bizlere şunu da anlatıyor bence: “Hayatta tek bir doğru olamaz, aynı şekilde tek bir yanlış da. Günlük hayattaki pek çok kararımız ve eylemimiz bu iki ucun arasında bir yerde. Boşanmalar, ayrılıklar, vedalar, ölümler, aldatmalar, evlilikler, eleştiriler ve daha sayamadığım birçok şey hayatın bir parçası. Tüm bunlar bu iki ucun arasında bence.”
Yazımı bitirirken şunu da söyleyeyim: Hayat çok tahmin edilemez bir yerde. Ne Nadir ve Simin ne de Razieh ve Hodjat böyle bir şey yaşayacaklarını tahmin etmezlerdi bence. Hatta ve hatta bu iki ilişkide de eşlerin arası geri döndürülemeyecek şekilde bozuldu. Nadir ve Simin boşandı, Razieh ve Hodjat ise boşanmaktan beter oldu. Yine her iki taraf da ilişkilerinin böyle bir hâle geleceğini tahmin edemezdi. Bu öngörüsüzlük belki de hayatın bize cezası, belki de toleransı; orasını asla bilemeyeceğiz.
“Hayatta asıl korkunç olan şudur: Herkesin kendine göre haklı bir nedeni vardır.” — (La Règle du Jeu)
Düşünceler
Yorumlar yükleniyor...