• Aramaya başlamak için bir şeyler yazın...
BAĞLILIK HASAN : HIRS
Sinema • 16 Ağustos 2026 • 9 DK OKUMA

BAĞLILIK HASAN : HIRS

BAĞLILIK HASAN

“Hacca yazılmıştık, kura bize de çıktı… Hakkını helal et.”

Semih Kaplanoğlu’nun Bağlılık üçlemesinin ikinci filmi olan bu film, Türk sinema tarihinde çok önemli bir yerde. Üçlemenin ilk filmi olan Bağlılık Aslı da oldukça başarılıydı. Gelin hep beraber bu filmi ilmek ilmek inceleyelim.

Hasan karakteri orta yaşlarında ve artık yaşlılığa merdiven dayamış bir adamdır. Parayı ve tarlalarını çok seven bu adam, para hırsı için her türlü şeyi yapmış ve yapabilecek bir adamdır. Yaptığı eylemlerin yanlış olmadığını kendine o kadar inandırmış ki etrafındaki hiç kimse onun bu inanışının önüne geçemiyordu. Bencil, açgözlü ve daha nice yakıştırmalar Hasan’ın üzerinde asla sırıtmaz.

Emine ise Hasan’ın karısıdır. Bu kadın da çeşitli özellikleriyle kocası Hasan’a çok benziyor. Ama Hasan kadar para hırsı yoktur. Çok soğukkanlı ve sert bir mizaca sahip olan bu kadın, toplumumuzdaki diğer kadınları anlamamızda çok önemli bir parametre olmaktadır bence. İlerleyen kısımlarda Emine hakkında daha detaylı konuşursak ne demek istediğimi daha net anlayacaksınız.

Film bir kuyu sahnesi ile açılmakta. Kuyudan bir tane çocuk su çekmektedir. Suyu çektikten sonra ailesinin oturduğu büyük ağacın yanına gider. Bu ağaç çok büyük olduğu için gölgesi de bayağı bir büyüktür. Ağacın gölgesinde tüm aile piknik tarzı bir şey yapıyorlardır. Bu piknikte suyu getiren çocuk Hasan’ın abisi, Hasan ise beşik tarzı bir şeyin içinde uzanmaktadır. Abisi çalışırken kendisi bebek gibi beşikte yatmaktadır. Daha sonra abisi Hasan’ın başına gelip onun beşiğini sağa sola sallar. Babası ise bu beşiği sallayan çocuğa suyu alıp yanına gelmesini söyler. O da babasının sözünü dinler ve suyu babasının yanına götürür. Bunu duyan Hasan ise iç çamaşırları ile uzandığı beşiğinden kalkıp abisinin arkasından elinde bir kap ile koşar. Hasan’ın çocukluk döneminde yaşanan bu olayda bile Hasan’ın ne kadar hırslı birisi olduğunu net bir şekilde okuyabiliyoruz. Bu, tüm ailenin altında oturduğu ağaç ise filmin en büyük metaforudur. Aile bağlarını ve insanın hırs bulaşmayan saf tarafını temsil ettiğini düşündüğüm bu ağaç, Hasan’ın filmin ilerleyen sürecinde yaşayacağı aydınlanmanın da en büyük seyircilerindendir.

Hasan’ın babasından kendisine miras kalan tarlasına yaptığı ilaçlama ise çok ürkütücüdür. Elmalarını başka insanlarla ve hayvanlarla paylaşmak istemeyen bu adam, tarlasındaki elmalara çok etkili bir ilaç sıkar. Sıktığı bu kuvvetli ilacın etkisiyle, başta karısının berduşt ismini verdiği kedi olmak üzere birçok hayvan ölür. Para hırsı ve elindekileri başkalarıyla paylaşmamak isteyen karakterimiz, masum canlıların hayatını kaybetmesine neden olmuştur. İşte Hasan, malları ve parasıyla o kadar derin bir bağ kurmuştur ki bu bağ için kimyasal ilaçlarla hayvanlara zarar vermektedir.

Bir elektrik firması, Hasan’ın tarlasına bir tane elektrik direği ve pano dikecektir. Bunu duyan Hasan adeta çılgına döner. Bu kadar derin bağlarla bağlandığı tarlasına devlet direk dikecektir. Bunun üzerine Hasan, daha öncelerinde abisi ile olan miras davasında abisinin aleyhinde karar veren hakimden yardım ister. Bu hakim ise memnuniyetle Hasan’ın işini çözer. İlk başlarda hakimin desteğini almadan bu problemi çözmeye çalışan Hasan, başaramayınca hemen hakim ile iletişime geçip sorunu halletmiştir. Hakimin kendisine yardımcı olmasının şerefine ona iki adet fide götürür. Bu fidelerin çok nadir bulunduğunu söyleyen Hasan, hakime argodaki tabirle yağ çeker.

Kendisinin tarlasına dikilmeyecek olan bu direk, abisinin kurak tarlasına dikilecektir. Abisine ilk darbeyi kurak araziyi vererek yapan Hasan, ikinci darbeyi de bu kurak araziye direk diktirerek yapmış oldu. Bu direğin dikilmesi için ise Hasan ve ailesinin küçükken gölgesinde piknik yaptıkları ağaç kesilecektir. Bu ağacın kesilmesi, Hasan karakterinin ne kadar bencilleştiğinin en büyük metaforudur. O kadar hırs bürümüş ki bu adamı artık ağaç bile dayanamadı diye okuyabiliriz.

Kendisinin bir de domates tarlası vardır. Bu tarla için de yine böceklerin domatesini yememesi için ağır kimyasal ilaçlar kullanır. Domateslerini satın almak isteyen kabzımal da bu domateslerin üzerindeki ilaçlar yüzünden Avrupa ülkeleri bu ürünleri geri gönderiyor diyerek Hasan’ın ne kadar hırslı birisi olduğuna bir gönderme daha yapmış oluyor. Bu kabzımal domateslerine 2,25 TL’lik bir fiyat veriyor ve bizim hırslı karakterimiz kabul etmiyor. Yanında çalışan adamı ise bundan önceki yıl daha düşük fiyattan zor sattıklarını ve neden kabul etmediğini soruyor. Bizimki de işine burnunu sokmamasını söyleyerek adamı tersliyor. Köyde bulunan başka bir arkadaşının yanına giderek ise bu kabzımalın verdiği diğer fiyatları öğreniyor. Yani bu adam, para ve mal için her türlü aksiyonun içine girebilecek ve bu yolda herkesi harcayabilecek potansiyelde birisi.

Kendisi ve karısı Emine’ye hac ibadeti çıkması ise karakterimiz için bir eşik noktası. Hacca gitmeden önce herkesle helalleşmesi gerektiğini düşünen ve zamanla bu helalleşme ritüelinin bir öze dönüş süreci olduğunu anlayan Hasan, artık bambaşka birisi olacaktır.

İlk olarak aldığı ve ödemediği bir ayakkabının borcunu ödeyerek bu helalleşme sürecine başlayan karakterimiz, ayakkabıcıya parayı ödemeyi unuttuğunu söyleyerek hakkını helal etmesini söyler. Adam ise ben onu sana hediye ettim dese de parayı alır ve daha sonra ise defterden Hasan’ın borcunu siler. Yani adam ayakkabıyı hediye etmemiş, Hasan uzun zaman parayı getirmeyince mecburen yalan söylemiş.

Eşi Emine’nin helalleşmek için yaptığı listeyi görmesi üzerine abisi ile de helalleşmesini söyler. Eşinin bir daha kendinden habersiz eşyalarını karıştırmamasını söyleyerek köpüren karakterimiz hışımla uzaklaşır. Her ne kadar para hırsı ile yanıp tutuşan bencil bir insan olsa bile onun da içinde bir yerlerde bulunduğu durumdan memnun olmayan birisi olmalı ki bu deftere helalleşmesi gereken kişileri yazmış. Bu deftere isimlerin yazılması ise bir dönüşümün en büyük habercisi diyebiliriz.

Gelgelelim benim en beğendiğim sahnelerden birisine: Hasan’ın rüyası. Elma tarlasında bir anda suratına ilk elmanın gelmesinin ardından sürekli bir yerlerden hızla elmalar Hasan’a isabet eder. Elmalar o kadar hızlı geliyordur ki karakterimiz kendisini koruyabilmek için cenin pozisyonunu alır. Bu pozisyonu alması ise insanoğlunun yaşadığı çaresizliği en net biçimde simgeler. Her ne kadar parası ve tarlası olsa bile Hasan da savunmasız, biçare ve çaresizdir (herkes gibi). Bu rüyalar da karakterimizin dönüşüm sürecine büyük katkı sağlar. Sonuç olarak bir dönüşüm söz konusu ise bu her kanaldan beslenir. Bütün dönüşümler böyledir.

Diğer beğendiğim sahnelerden birisi de kaplumbağa sahnesi. Bu kaplumbağa metaforunu daha önceden Kiyarüstemi ve Nuri Bilge Ceylan sinemalarında da görmüştük. Yavaşlığı ve hayatın sakinliğini simgeleyen bu hayvan, Hasan’a çok büyük bir mesaj verir. Bu mesaj: “SAKİN OL, DUR, SEYRET VE İÇİNDEKİNİN SESİNİ DİNLE!” Şu kısımda çok güzel: Hasan film boyunca birçok hayvana zarar vermiştir ama kaplumbağaya zarar vermemiştir. Aksine onu eline bile alıp benimsemiştir. Burada da öze dönüşe büyük bir özlem var bence. Kaplumbağa ile belki de Hasan’ın özüne dönmesinin zaruri olduğu, aksi halde yaşamın mümkün olmayacağı da simgelenmiş olabilir.

Hasan’ın yıllar önce iftira ile ekmeğinden ettiği bir çalışanı var. Turgut ismindeki bu adam yıllarca ailesi ile birlikte Hasan’ın yanında çalışmış. Bir gün de gübrede bir azlık fark eden Hasan, bu adama hırsız muamelesi yapmış. Daha sonradan gübrecinin dikkatsizliği yüzünden gübrenin az olduğu fark edilmiş ama Hasan ona rağmen bir özür bile dilememiş. Helalleşmek için Turgut’u ziyaret eden karakterimiz, o geç kalmış özrü diler. Turgut ise kendisini affettiğini ama onu Allah’ın affetmesi gerektiğini söyler. Turgut o kadar kırgın ve öfkelidir ki bunu gözlerinden net bir şekilde anlıyoruz. Bu öfkesine rağmen Hasan’a tek bir kötü kelime bile etmeden onu dinlemesi, daha sonra ise hakkını helal etmesi, ne kadar olgun birisi olduğunu gözler önüne seriyor.

Hasan’ın bu dönüşüm süreci devam ederken ise hâlâ para hırsı olan adamdan tam anlamıyla kurtulamadığı için bu süreçte Seyfi adındaki bir adamın yaşadığı zorluğu fırsat bilip adamın tarlasını hemen hemen yarı fiyatına satın alıyor. Aslında çok parası olan Hasan, adamı manipüle ederek istediği paraya satın alıyor tarlayı. Seyfi ise kredi borçları sebebiyle istemeyerek de olsa kabul etmek zorunda kalıyor. Bir yandan birileri ile helalleşirken bir yandan da helalleşmesi gereken yeni insanlar yaratan karakterimiz, o büyük yüzleşmeye kadar (abisi ile olan yüzleşme) tam anlamıyla dönüşümü tamamlayamayacak. O son yüzleşme ile eski Hasan’ı tamamen öldürüp yeni Hasan ile yaşamayı öğrenecek.

Filmin çok güçlü bir metaforik dili var. Bu metaforlardan birisi de koyun sürüsü ve bu sürünün çobanı. Birkaç yerde aniden Hasan’ın karşısına çıkan bu sürü ve çobanı, çok ciddi mesajlar veriyor bizim karakterimize. İlk mesajı: “Durması gerektiğini ve nefes almayı düşünmesi.” Diğer mesajı ise: “Her sürünün bir çobanı olduğu gibi, yaşayan her insanın da en tepede bir çobanı olduğu, yani çobansız kimsenin olmadığı. O en tepedeki çobanın ise bir gün sürüsündeki herkesi hesaba çekeceği gerçeği.” Bu iki mesajın kanıtı ise Hasan’ın yolda karşısına çıkan çobanın Hasan’a söylediği o derin cümle: “Sen önce kendinden kurtul.” Bu çoban, Hasan’ın hacca gideceğini sanki bir yerlerden öğrenmiş gibi kendisine de dua etmesini söyler. İşte bu çoban da Hasan’ın dönüşümüne katkı sağlayan bir diğer kanal diyebiliriz.

Emine karakterini anlamak için de bence şu sahne fazlasıyla yeterli. Yanında onun işlerine yardım eden Nisa’nın önerisiyle Esma adında bir kadına el işi örgü yaptırmış. Bu kadın ise Emine’nin evine gelerek yaptığı işi gösterip parasını isteyecekti ancak Emine, kadının eksik yaptığını ve bu yüzden zararın yarısını kendisinin, diğer yarısını da onun karşılaması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine ise Esma karakteri daha önceden aldığı 200 TL’yi Emine’ye vererek orayı terk eder. Torunu ile birlikte gezen bu kadın ciddi ölçüde görme problemi yaşıyor ve bu yüzden torununu sürekli yanında gezdiriyor, kendisine destek olsun diye. Torununun da ayağındaki terliğin yırtık olduğunu görüyoruz. Bunun üzerine Esma ve torunu gittikten sonra derin bir vicdan muhasebesi yapan Emine, verdikleri 200 lirayı tekrar Nisa’ya vererek Esma’ya vermesi gerektiğini söylüyor. Burada her ne kadar başta yalan ile fiyat indirimi yapmaya çalışsa da daha sonra ne kadar kötü bir şey yaptığını fark eden Emine, en azından bu 200 lirayı onlara geri göndererek vicdanını rahatlatmaya çalıştı. Aslında Emine çok kötü bir kadın değil. Bence toplumumuzdaki 10 kadından 9’u Emine gibidir. Hatta hac çıktı diye gözyaşı bile dökmesi, inançlarına ne kadar sadık olduğunu da gösteriyor. İnançlarına olan bu sadakati eşini bile kurtardı diyebiliriz aslında. Çünkü eğer Emine hacca gitmek istemeseydi Hasan da bu dönüşüm sürecine giremeyecekti.

Evet, işte şimdi filmin en önemli kısmına geldik. Hasan’ın abisi ile olan yüzleşmesi. Hasan, tarlasındaki elmalardan özenle seçtiklerini eşi Emine ile bir kasaya itina ile düzer. Daha sonra bu kasayı arabasına atarak abisinin evine gider. Kapıdan girdikten kısa bir süre sonra abisinin eşi gelir. Sanki Hasan ile hiç mahkemelik olmamışlar gibi Hasan ile samimi bir şekilde konuşur, hatta ve hatta eşi Emine’yi bile sorar. Hasan, abisinin nerede olduğunu sorması üzerine çaresiz kadın bahçede olduğunu söyler. Hasan abisinin yanına gider ama abisi Hasan’ı tanımaz. Yaklaşık 2 yıldır kimseyi tanımadığını söyleyen eşi, Hasan’ı adeta kalbinden vurur. Hasan ise abisinin bu haline o kadar üzülür ki gözyaşlarına hakim olamaz. Helallik almak için gelmişti ama abisi geçmişe ait ne varsa unutmuştu. Hasan, abisinin kendisini asker arkadaşına benzetmesi üzerine kardeşi olduğunu hatırlatır ama abisi hiçbir şekilde hatırlamaz. Kendisine bahçeyi gezdireceğini söyleyerek onu takip etmesini söyleyen abisini takip eden Hasan, abisini artık takip edemez ve gözyaşları ile onun uzaklaşmasını izler. Hasan dönüşümünü tamamlamıştır ama abisinden helallik alamamıştı. Bazı şeylerin geri dönüşü olmuyormuş; demek ki bazı haklar helal edilmiyor, bazı zihinler bu dünyanın ağırlığından sadece unutarak kurtuluyorlardı.

Bu film hakkında söyleyeceğim son şey şu olur: “Değişim ve dönüşüm dediğimiz şey hiçbir zaman sadece değişim ve dönüşüm değildir. Aynı zamanda insanın bir yerlerinde yasını tuttuğu ve bastırdığı kendisini aramasıdır. Tabii çok zordur ama güzeldir.”

“SEN ÖNCE KENDİNDEN KURTUL.”

“İnsan, kendini aşması gereken bir şeydir.” — Friedrich Nietzsche

Yazıyı Paylaş:

Düşünceler

Yorumlar yükleniyor...

Okumaya Devam Et

8 Ağustos 2026

A SEPARATION

Ünlü İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin Oscar alan A Separation filmini inceleyeceğiz. Filmde İran’ın en iyi aktörlerinden olan Peyman Moadi rol alıyor. Aile ilişkileri, aşk, baba, yoksulluk, çaresizlik, yalan, bencillik gibi birçok kavramı ele alan film İran sinemasının en önemli filmlerindendir.

3 Ağustos 2026

AHLAT AĞACI : KABULLENİŞ

Sinan üniversite mezunu ve kitap bastırmak isteyen genç bir delikanlıdır. Sinan'ın ailesi ve taşra ile olan derinlikli ilişkisi ele alınıyor. İnsana dair pek çok şey barındıran bu film Türk sinemasının en önemli yapımları arasında yer alıyor.

7 Nisan 2026

Anlaşılmamak

Gerçekte ne istediğimizi bilmeden başkalarının hayatını sahiplenmek ve mutlak yalnızlığın içinde kendimizi yeniden diriltmek üzerine varoluşsal bir deneme.