BEYOND THE WALL
İnsan dediğimiz varlık son derece karmaşık ve derindir. Bu, su götürmez bir gerçek. Bu derinlik ve karmaşıklık günümüzde çeşitli yollar yardımıyla tasvir edilmeye çalışılsa da pek başarılı olunduğu söylenemez. Çünkü insanoğlunun iç dünyası hiçbir genel geçer kalıba sığdırılamayacak kadar karanlıktır. Ve bu karanlık asla aydınlanmayacaktır… Aydınlanmamalıdır da.
Film, Ali isminde görme engelli bir bireyin banyosunda gerçekleştirmeyi planladığı intihar ile başlar. O kadar depresif bir açılış yapar ki film, resmen içimize işleyecek bir şeyler olacağını içten içe sezeriz. Filmin başlarında neden intihar etmeye çalıştığını bilmiyoruz ama Ali karakteri intihar etmeye öyle bir yöntemle kalkışır ki, onun çırpınışlarını izlerken biz bile nefessiz kalırız. Üzerindeki tişörtü ıslatıp başına geçiriyor ve ense kısmından bağlıyor. Daha sonra ise şeffaf bir naylonu, hava almayacak şekilde başına sarıyor. Tabii ellerini de musluğun arkasındaki yere sıkıştırıp bu sayede intihar etmeye çalışıyor. Yaklaşık 40-50 saniye nefessiz kaldıktan sonra ise musluğu kırarak kendini kurtarıyor.
Ali kurtulduktan kısa bir süre sonra kapısı çalınır. Gelen kişiden öğrendiği kadarıyla, suçlu bir kadın polislerden kaçmış ve apartmana girmiştir. Ali ise gelen kişiye kadını görmediğini söyler. Ancak kadın, Ali’nin evine saklanmıştır. Karakterimiz görme engelli olduğu için uzun bir süre kadının evdeki varlığının farkına varamaz. Farkına vardığında ise çok bir tepki vermez, sadece kabullenir. Bu kabullenişin ardında ne olduğu ise bence tamamen seyircinin takdirine bırakılmış. Seyirci, kendisine tanınan bu seçimlerle Ali karakteri ile daha çok bağ kuruyor bence. Kadın uzun bir süre Ali ile aynı evde yaşıyor. Tabii sürekli olarak Ali’nin evine kapıcı, polis ve doktor geliyor. Ali tüm bu kişilerden saklıyor kadını. Hatta polis memuruna yakalanmaması için körlüğünü bile kullanıyor, yani düşme numarası yapıyor. Filmi izleyenler, Ali’nin bu kadınla neden bu kadar derin bir bağ kurduğuna anlam vermeye çalışır. Filmin sonunda ise izleyenleri bambaşka bir gerçeklik beklemektedir ve bu gerçeklik, Ali’nin Leyla ismindeki bu kadına olan derin bağını en iyi şekilde açıklayacaktır.
Leyla’nın Hikâyesi ve Kaza
Gelgelelim bu kadının polislerden neden kaçtığına… Leyla, bir fabrikada vasıfsız bir işçi olarak çalışmaktadır. Bu fabrika anladığım kadarıyla işçilerin alacağını vermediği için işçiler fabrikanın önünde taşkınlık çıkarmış. Bu taşkınlığa Leyla da dâhil olmuş. Down sendromlu çocuğu ile birlikte fabrikanın önüne gelen Leyla, oğlunu şanssız bir şekilde kalabalığın içinde kaybeder. Oğlunu bulmak için resmen çırpınan Leyla; toz toprak dinlemeyerek, hatta yerlere bile düşse tekrar kalkıp oğlunu aramaya devam eder. Bir yandan da polisler, fabrikanın önünde taşkınlık çıkaran bu işçileri arabalara sıkıştırıp götürmektedir. Leyla’yı da arabaya koyan memurlar hiçbir şekilde acıma duygusu duymazlar. Leyla aynı zamanda epilepsi hastası olduğu için arabada bir nöbet geçirir. Bu nöbet sırasında arabada bulunan diğer işçiler kadının serbest bırakılmasını istediler ve hatta polise ciddi bir şekilde karşı geldiler; ancak bu çabalar hiçbir işe yaramadı. Arabayı süren şoför polis ise daha fazla dayanamayarak arabayı durduracağını söyleyince diğer polis memuru şoföre müdahale etmek istedi ve direksiyonu, şoförün çevirdiği yönün aksine çevirdi. İkili arasındaki bu sürtüşme kötü bir kazaya sebep oldu. Bu kazayı fırsat bilen Leyla ise hemen yan dönmüş arabadan çıkarak oğlunu aramak için oradan uzaklaştı. Bu kazaya sebep olan ve dolaylı olarak, oğlunu aramak isteyen bir kadına umut olan bu adam, bizim intihar etmeye çalışan başkarakterimiz Ali’dir. Şimdi haklı olarak bana şu soruyu sorabilirsiniz: “Ali kaza anında arabadaysa kadın kimin evine gitti?” İşte bu sorunun cevabı filmin bütün gizemini ortaya döküyor aslında. Bu gizemi şimdi anlatmayacağım, biraz sabredin.
Leyla, Ali’nin evinde kaldığı süre zarfında ikili arasında adının konulması çok zor olan birtakım durumlar yaşanır. Her iki karakter de sanki birbirinin acısını anlıyor ve karşısındakine yardım etmek istiyordur. Bu yardımın, karşı taraftan en ufak bir çıkar gözetilmeden yapılmak istendiği o kadar iyi anlatılır ki büyük bir şaşkınlıkla sadece izleriz. Klasik kadın-erkek ilişkilerinden o kadar farklı bir zeminde önümüze konulan bu ikili; cinselliği, sözde aşkı ve modern toplumun ikili ilişkiler için biçtiği değersiz gömleği resmen üzerinden atar.
Gerçeklik ve Vicdan Muhasebesi
Şimdi gelgelelim filmin gizemine. Size, Ali’nin film boyunca evinde yaşadığı her şeyin sadece kendi zihninde var olduğunu ve bunların gerçekte hiç yaşanmadığını söylesem? Evet, Ali aslında hapishane tarzı bir hücrede kalmaktadır. Yaşanan o kazaya sebep olması ve bu kazada polis arkadaşının ölmesi ona cezaevi yolunu açmıştır. Bu cezaevi hücresinde bir deri bir kemik kalan Ali, özünde çok ciddi bir vicdan muhasebesi yapmaktadır. Hatta o kadar derin bir vicdan sorgulaması yapmıştır ki akıl sağlığını kaybetmiştir. Zihinde yaşanan bu kadar soyut şeyin içinde tek gerçek olan, Ali’ye Leyla tarafından gönderilen mektuplardır. Bu mektuplarda Ali’ye teşekkür eden ve onun sayesinde oğluna kavuştuğunu söyleyen Leyla; eğer oğluna bakacak birisi olsa, teslim olup Ali’nin serbest bırakılmasını isteyeceğini söylüyordu. Ali ise kör olmuştur ve belki de yazılan mektupların büyük bir çoğunluğunu okuyamıyordur. Kendisini sürekli olarak eleştirse de bir anneyi oğluna kavuşturmuştur. İşte belki de Ali, Leyla’nın oğluna kavuşamadığını ve kendisinin sürdüğü araba yüzünden bir annenin oğlundan koptuğunu düşünmektedir. İzlerken, “Keşke Ali yazılan bu mektupları okuyabilse ya da birilerinin, annenin oğluna kavuştuğunu Ali’ye söyleme şansı olsaydı,” diye içimden çok geçirdim.
Buraya kadar anlattığım şeyler aklınızı karıştırmış olabilir, o yüzden birkaç cümle ile tamamını özetleyeyim. Bir adam, fabrikanın önünde yapılan eylemlerde eylemcileri taşıması için görevlendirilmiştir. Bu görev son derece basittir; aslında yapması gereken şey sadece ve sadece şoförlüktür. Ama taşıdığı eylemciler arasında bulunan bir kadının evladını eylem yerinde kaybetmesi ve arabada epilepsi nöbeti geçirmesi onu vicdani olarak çok yaralamış olacak ki, kadının arabadan inmesi için arabayı durdurmaya karar verir. Arabadaki diğer polis ise arabanın durmaması için direksiyonu çevirince bir kaza meydana gelmiştir. Bu kazada, arabanın durmamasını isteyen polis ölünce ve üstüne Leyla da olay yerinden kaçınca Ali suçlu bulunur ve cezaevine girer. Girdiği hücrede çok derin ve anlamlı bir vicdan muhasebesine girişen Ali akıl sağlığını kaybeder. Sadece akıl sağlığını kaybetmez, aynı zamanda beden sağlığını da kaybeder. Verdiği kilolardan ve kör olmasından da anlıyoruz beden sağlığının ne kadar olumsuz etkilendiğini.
Film, temel olarak vicdan kavramını ele almış görünse de çok daha katmanlı mesajlar barındırmakta. Bu mesajların başında kadın-erkek ilişkileri yer almakta. Günümüz dünya düzeni incelendiğinde, ne kadar yozlaşmış ve bir o kadar da yabancılaşmış bu ilişkilerin ne kadar anlamsız olduğu bir kez daha görülüyor. Bu yabancılaşmanın her gün artarak devam ettiği ve kişilerin metalaştırıldığı dünyada, belki bizlerin de biraz olsun Ali kadar vicdana sahip olması hiç fena olmaz bence.
Yazımın başında insanın iç dünyasının ne kadar karanlık olduğunu ve bu karanlığın aydınlanmaması gerektiğini söylemiştim. Belki içinizden bazıları bu karanlık kısımla ne kastetmek istediğimi anlamamış olabilir. Biraz açacak olursam; bu kısım insanın hayata anlamlar yüklediği, bu anlamları beslediği, yeri geldiğinde eleştirdiği, en büyük ödüllerin ve cezaların ev sahipliğini yapan kutsal bir alandır. Burası aydınlanmamalı dedim ama istesek de aydınlatamayız zaten. Çünkü burası bizim bildiğimiz yöntemlerle aydınlanacak bir yer değil ve asla da öyle bir yer olmadı.
Yazımı bitirirken son olarak şunları söyleyeyim: Günümüz insanı her türlü ilişkide, anlaşmazlıkta, çıkar çatışmasında ve daha nice durumda sürekli olarak başkalarını haksız bulup her halükârda kendisini bir şekilde haklı çıkarmayı başarabiliyor. Belki de biraz haklı-haksız çatışmalarından uzaklaşıp o “karanlık” olarak nitelendirdiğimiz kısma mı danışsak? Belki de orası pek çok şeyi biliyordur.
Düşünceler
Yorumlar yükleniyor...