• Aramaya başlamak için bir şeyler yazın...
EKSİLME : İDEALLER ÜZERİNE
Deneme • 4 Ağustos 2026 5 DK OKUMA

EKSİLME : İDEALLER ÜZERİNE

EKSİLME

“İdealler, insanın nasıl olur da en büyük sınavı olur?…”

Beşer dediğimiz canlı çok karmaşık ve bir o kadar da yüzeysel bir canlıdır. Nasıl olur da hem bu kadar derin hem de bu denli yüzeysel olabiliyor? Gelin bu soruyu cevaplayalım.

Bu konuyu üç farklı pencereden anlatacağım. İlki insanın kendine olan bakış açısı, diğeri insanın diğer insanlara olan bakış açısı, sonuncusu ise insanın fikir ve olgulara olan bakış açısı. Her ne kadar üç alt başlığa ayırsak da özünde bunlar birbirine çok yakındır. Bu yakınlık, aslında onları daha güçlü yapıyor bir noktada. Daha fazla uzatmayalım, direkt başlayalım.

İnsanın bünyesinde bulundurduğu bu dipsiz karmaşıklığı ve yüzeyselliği anlamlandıran ilk pencere, insanın kendisine olan bakış açısı. Bu bakış açısı çok tehlikelidir çünkü kişinin muhatabı da kendisidir. Hayat çok farklı şartlar doğurabilir ve bu şartlara insanoğlu çok basit bir şekilde adapte olabilir. Bu adaptasyon süreci, pek çok yargımızı yargılamamızı sağlar. İnsan bir karar verirken ya da bir fikirden vazgeçerken istese de istemese de kendisini bu yargılama sürecinde bulur. Bu süreç, insanın en vicdani tarafıdır bence. Hatta gelmiş geçmiş en adaletli mahkeme burada kurulur. En adil kararlar burada verilir. Aynı zamanda en adaletsiz kararlar da buradadır. Peki bu yargılama sürecine nasıl girilir ve bu süreç ne gibi sonuçlar verir bizlere?

İnsanı bu yargılama sürecine dâhil eden en büyük gelişme, şartların değişmesidir. Var olan ve çeşitli yönlerden anlamlandırdığımız şartlarımız dinamik bir yapıdadır. Yani sürekli değişme eğilimindedir. Bu eğilimin bence en büyük sebebi de hayatın tahmin edilemez ve kestirilemez oluşudur. Şartların değişimi ile girdiğimiz bu süreç, beraberinde çaresiz bir kabullenişi de getirir. Yeni şartları kabul etme kabullenişi…

Beşerin bu yargılama sürecinde; şartların oluşturduğu idealler ve fikirler yargılanır. Yeni koşulların getireceği yeni idealler ve fikirlere yer açılması için eski yargıların bir şekilde kaybolması gerekir. Tabii bazı insanlar şartların değişimini kabullenmek istemez ve yeni şartların getireceği yeni ideallere düşman gibi yaklaşır. Ama bu yaklaşım nereden bakarsanız bakın çok mantıksızdır. Hayat akan bir nehir gibidir ve asla akışını durdurmaz. Normal olarak da her geçen saniye bizleri yeni yerlere götürür. İşte o gittiğimiz yeni yerlerde yeni şartlar olur; buna paralel olarak da eski şartların oluşturmuş olduğu idealler bir yargılama sürecine girer. Bu sürecin sonunda eski idealler sert bir şekilde yıkılır ve yeni şartların oluşturacağı yeni idealler beklenir. Bu yargılama süreci çok sancılıdır çünkü insanı hayata bağlayan idealleri yıkıp yerine yenilerinin konulmasına ev sahipliği yapar. Hatta o kadar sancılıdır ki insan bu süreçte o kadar yıpranır ki, eski ideallerinin yasını tutma noktasına kadar gelir.

Beşerin kendi içinde yaptığı bu mahkeme ve yargılama, insanın kendisine olan bakış açısını çok iyi açıklar. Kendimize karşı asla yalan söyleyemeyiz, sadece söylediğimizi zannederiz bir süre. Bu akılları donduran dürüstlük ise kendimize olan bakış açımızın, ne kadar olması gerektiği gibi olduğunu gösterir.

İşte insanın karmaşıklığı ve yüzeyselliği de çok anlaşılıyor bu noktada. İçimizde koskoca bir mahkeme var; bu çok büyük bir karmaşıklık, aynı zamanda değişen şartları kabul etmekten başka çaresi olmadığını bilmesine rağmen ilkel bir direniş gösterir; bu da çok büyük bir yüzeyselliktir.

İkinci pencereye geçelim. İkinci pencere, insanın diğer insanlara olan bakış açısı. Bu bakış açısı insanın hayatta kalma içgüdüsünün en büyük sonucudur. Bizler, yani beşerler sürekli kıyas yaparız. Bu kıyas insanı kendisine yabancılaştırır. Çünkü başkası ile sürekli mukayese hâlinde olmak, insanın ideallerinin sağlamlığını zedeler. Zaten bazı idealler sancılı bir sürecin sonucunda oluşmuş olduğu için onlara zaman vermek gerekiyor. Bu zaman, onları kabullenişimiz için şarttır. Ama biz zaman vermek yerine kıyas içerisine girersek, zaten henüz benimseyemediğimiz ideallerin depreme dayanıklılığını azaltırız. Yani işler çok zorlaşır.

Peki hâlihazırda benimsediğimiz ve henüz yeni şartlar oluşmadığı için uzun zamandır bizimle olan ideallerimiz kıyasa maruz kalırsa ne olur? İşte burada da kıyasın belki de şaşırtıcı bir şekilde faydasını görürüz. Çünkü ileride yargılanması ve yollarımızın ayrılacağı kesin olan bu ideallerle aramızdaki bağı zedeleyerek, ilerideki yeni idealler için daha sancısız bir süreç vadeder. Çok tuhaf ama durum bu.

Burada ise kıyas gibi olabildiğince mantıksız bir eyleme girişmemiz yüzeyselliğimizi haykırırken, bu yüzeyselliğin sonucu olan kıyas sayesinde yeni ideallerimize daha yakın olmamız ise karmaşıklığımızı yansıtıyor.

Gelelim son penceremize, yani insanın diğer fikirlere ve olgulara olan bakış açısına. Bizler bence her zaman bize ait olmayan, belki de olamayacak fikirler sayesinde ideallerimize bağlıyız. Bizim idealimiz, diğer idealler sayesinde kök salar. Yani biz idealimize aşıksak, bunun en büyük paydaşı başka ideallerin varlığıdır. Ama beşer asla kendi fikrini değerli kılanın bir başka fikir olduğunu kabullenmez. Zaten çoğunlukla başka fikirler insanın düşmanıdır. Bu düşman yaratma özelliği her insanda vardır. Bir düşman her zaman vardır bizler için. Ama şunu anlıyoruz ki bu düşman, bize dostun bile yapamayacağını yapıyor. Belki de düşmanımız dostumuzdur da biz farkında değilizdir. Bizim olduğunu iddia ettiğimiz ideallerimiz, düşman sandığımız dostumuzun sayesindeymiş demek ki.

Burada da insanın düşman zannettiğinin dost olması karmaşıklığı yansıtırken, bizlerin bu dostu görememesi ise en büyük yüzeyselliğimizdir.

Genel bir şekilde toparlayacak olursak ise hayat değişir, buna paralel olarak şartlar da değişir, şartlar değişince idealler de değişir, idealler değişince insan da değişmiş olur. Tabii bu değişim o kadar kolay olmayacağı için bu değişime bir mahkeme ev sahipliği yapar. Bu mahkemede eski idealler sert bir şekilde yargılanır ve yeni ideallere yer açılır. İnsanın hem karmaşık hem de yüzeysel bir varlık olması ise bu süreçte daha çok anlaşılır olur.

Yazıyı Paylaş:

Düşünceler

Yorumlar yükleniyor...

Okumaya Devam Et

8 Ağustos 2026

A SEPARATION

Ünlü İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin Oscar alan A Separation filmini inceleyeceğiz. Filmde İran’ın en iyi aktörlerinden olan Peyman Moadi rol alıyor. Aile ilişkileri, aşk, baba, yoksulluk, çaresizlik, yalan, bencillik gibi birçok kavramı ele alan film İran sinemasının en önemli filmlerindendir.

3 Ağustos 2026

AHLAT AĞACI : KABULLENİŞ

Sinan üniversite mezunu ve kitap bastırmak isteyen genç bir delikanlıdır. Sinan'ın ailesi ve taşra ile olan derinlikli ilişkisi ele alınıyor. İnsana dair pek çok şey barındıran bu film Türk sinemasının en önemli yapımları arasında yer alıyor.

7 Nisan 2026

Anlaşılmamak

Gerçekte ne istediğimizi bilmeden başkalarının hayatını sahiplenmek ve mutlak yalnızlığın içinde kendimizi yeniden diriltmek üzerine varoluşsal bir deneme.