• Aramaya başlamak için bir şeyler yazın...
GÜNÜN SONUNDA
Deneme • 30 Temmuz 2026 4 DK OKUMA

GÜNÜN SONUNDA

GÜNÜN SONUNDA

Nefes aldığımız müddetçe umudun ve yaşama sevgisinin var olması gerektiğini söylerler. Gidilecek her zaman daha fazla yolun, içilecek daha fazla suyun, gezilecek daha fazla yerin, tartışılacak daha fazla konunun, yenilecek daha fazla yemeğin olduğu söylenir. Peki siz de böyle mi düşünüyorsunuz?..

Hayat dediğimiz olgu başlı başına bir kaostur. Sürekli olarak bir şeyler olur ve olan her şey bize mantıksız ya da hatalı gelse de o şey olur; her şeye rağmen olacaktır da. Bu kaosun içinde olan ve olacak olanlar, biz insanları sürekli düşünmeye sevk eder. Tabii bu düşünme süreci mantıklı bir süreç midir, orası bilinmez ama insana birçok şey bu süreçte dâhil olur. Bu dâhil olan her şey bizi biraz daha büyütür ve insan olmanın çizgisine biraz daha yaklaştırır. Bu çizgiye ne kadar yakın olabilirsek o ölçüde insanızdır. Yine aynı şekilde ne kadar uzak isek de o ölçüde uzağızdır insan olma şerefine.

Şimdi gelin, beraber bu çizgiye yaklaşmanın yolları üzerine konuşalım. İlk olarak bu çizgiye yaklaşmak ya da uzaklaşmak hiçbir zaman salt hedef olmamalı. Sadece yaratılışımıza ve genetik kodlarımıza uygun bir yaşam sürme gerekliliğinin farkına varıp bu farkındalıkla yaşama isteği yeterlidir. Bu istek hepimizin içinde vardır. Sadece yapmamız gereken, kendi iç sesimize biraz kulak verip kendi kendimizle baş başa kalmaktır.

Şimdi kendi iç sesimize kulak verdiysek devam edelim. İnsan, her daim göründüğünün çok daha fazlasıdır ve de fazlası olmaya devam edecektir. İçinde herkesten sakladığı, hatta bazen kendinden bile saklama gereği duyduğu bir dünya vardır. Bu dünya diğer dünyalara pek benzemez; çünkü bu dünyanın herhangi bir sahibi yoktur. Bu sahipsiz dünya pek çok hakikati bünyesinde barındırır. Hatta belki de bu kadar hakikati barındırdığı için bir sahibi yoktur; çünkü hakikati sahiplenmek çok zordur. Bu kadar hakikati barındıran içimizdeki bu dünya sadece muhatap arar ve bulduğunda ise muhatabını dönüştürmek ister. Bu dönüşüm, hepimizin içine girmesi gereken bir süreçtir.

Peki neden hepimizin uğraması gereken bir duraktır bu dönüşüm dediğimiz süreç? İlk doğduğumuz andan itibaren her geçen gün ruhumuz ve inandığımız her şey yara alır. Bu yaralar ise asla bitmez ve her geçen an sayısını artırmaya devam eder. Bu yaralar ile yaşama devam etmek ise sanıldığından çok daha çetrefillidir. İşte bu yaraları sadece içimizdeki hakikat emsali o dünya onarabilir. Onun dışında hiçbir şey veya kişi çözüm olmaz, olamaz.

“Bir insan hiç yara almadan yaşamını sürdürüyor olamaz mı?” diye bir soru sorduğunuzu duyar gibiyim. Cevabı hemen vereyim o zaman: Kesinlikle olamaz. İnsan dediğimiz şey zaten yara almalıdır, zaten bir noktada. Yara almadığını iddia eden birisi de zaten çok sağlıklı düşünmüyordur.

Yazımın başında dediğim şeyleri bu yara ve içimizdeki dünya ekseninde daha detaylı inceleyecek olursak şunları söyleyebiliriz:

Yol; güzel, yürünmesi gereken, hatta mutlaka iz alarak ve iz bırakarak gidilmesi gereken bir öğretmendir. Öyle bir öğretmendir ki sizlere doğruları asla söylemez, sadece yola odaklanmanızı ister. Bilir ki doğruları söylerse hem doğrular ehemmiyetini yitirir hem de yol manasını kaybeder. İşte öyle bir öğretmendir ki öğretmek yerine öğrenmenizi ister. Ve bu yolu biraz yürürseniz anlarsınız ki yol, yürüdükçe anlam kazanıyor.

İşte bizlerin anlam olarak nitelediği bu şey, aslında yolun bize öğrettikleridir (öğrendiğimizdir; çünkü yol öğretmez, öğrenmemizi ister). Toparlayacak olursam ise bu anlam, o içimizdeki dünyayla tanışmamıza vesile olan bir araçtır. Yolda edindiğimiz ve yaşadığımız her şey bizleri içimizdeki dünyaya daha da yaklaştırır. Ve biz de zamanla anlarız ki içimizdeki dünya aslında bizlere sandığımızdan çok daha yakın, belki de bize bizden daha yakındır. Hatta ve hatta belki biz O’yuzdur.

İşte yol öyle mukaddestir ki bizi bize yaklaştıran, bizi bize anlatan, biz olma yolunda bize yoldaşlık eden kadim bir dosttur. O yüzden yol her zaman yürünmeli; ta ki yolun sonuna gelene kadar. Zaten o son geldiğinde, yolun önderliğinde içimizdeki bizle tatlı bir şekilde yola gülümseriz ve veda ederiz… Ya da sonsuz hakikatin en önemli emsali olarak sonsuza kadar bir yerlerde yaşarız…

Yazıyı Paylaş:

Düşünceler

Yorumlar yükleniyor...

Okumaya Devam Et

8 Ağustos 2026

A SEPARATION

Ünlü İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin Oscar alan A Separation filmini inceleyeceğiz. Filmde İran’ın en iyi aktörlerinden olan Peyman Moadi rol alıyor. Aile ilişkileri, aşk, baba, yoksulluk, çaresizlik, yalan, bencillik gibi birçok kavramı ele alan film İran sinemasının en önemli filmlerindendir.

3 Ağustos 2026

AHLAT AĞACI : KABULLENİŞ

Sinan üniversite mezunu ve kitap bastırmak isteyen genç bir delikanlıdır. Sinan'ın ailesi ve taşra ile olan derinlikli ilişkisi ele alınıyor. İnsana dair pek çok şey barındıran bu film Türk sinemasının en önemli yapımları arasında yer alıyor.

7 Nisan 2026

Anlaşılmamak

Gerçekte ne istediğimizi bilmeden başkalarının hayatını sahiplenmek ve mutlak yalnızlığın içinde kendimizi yeniden diriltmek üzerine varoluşsal bir deneme.