KURU OTLAR ÜSTÜNE
“İNSAN OLDUĞU İÇİN HOCAM, İNSAN…”
Kuru Otlar Üstüne, Nuri Bilge Ceylan’ın son filmidir. Film; Erzurum’da bir köyde müzik öğretmeni olarak görev yapan Samet Öğretmen’in trajedisine odaklanıyor. Bulunduğu köyü ve okulu bir türlü sevemeyen Samet Öğretmen, her fırsatta gitmek istediğini ve buraların ona göre olmadığını söylüyor. Gelin bu memnuniyetsiz ve ukala gibi görünen öğretmenin hikâyesini derinlemesine inceleyelim.
Samet, en başta uyumsuz ve eleştirel bir mizaca sahip bir adam. Etrafında olan biten her şeye başka pencerelerden bakma gibi bir özelliği var. Baktığı bu farklı pencerelerin hepsinde sanki diğer insanların göremediğini düşündüğü şeyler görür. Bu gördüğü şeyleri diğerleri göremediği için de insanlara karşı bir öfke içindedir. Onun öfkesini kıyaslayacak çok fazla referans bulamayabiliriz çevremizde, çünkü onun öfkesi entelektüel donanımın getirdiği bir öfke. Kimsenin onu anlayamaması da bu öfkesini daha hırçın hâle getiriyor. Psikoloji biliminde öfkenin sadece bir tepki olduğu, özünde ise başka şeylerin öfkeyi tetiklediği söylenir. Yani Samet’in öfkesini tetikleyen en büyük etken ise yaşadığı ve içinde bulunduğu hayat. Belki de ufak bir kabulleniş onun bu öfkesini daha kabul edilebilir bir seviyeye getirebilir ama o, kabullenmek bir yana, her geçen gün bitmek bilmeyen bir yakarışın içindedir.
Filmdeki önemli karakterlerden diğeri ise Kenan Öğretmen’dir. Kenan ise genel olarak Samet’e zıt bir karakter. Çevresine olan bakış açısı, hayatı kabullenişi ve en önemlisi de uyumlu olması onu seyirci tarafından daha kabul edilebilir bir karakter hâline getiriyor. Okulda ve sosyal hayatında genellikle Samet’i görürüz Kenan’ın yanında. Zaten aynı zamanda bu ikili ev arkadaşıdır. Şimdi şöyle bir soru sorabilirsiniz: “Bu kadar birbirine zıt iki karakterin sürekli yan yana olması ve aynı evde yaşaması nasıl mümkün oluyor?” Aslında bu sorunun cevabı, hayatın en basit denklemlerinden birisinin cevabıdır. İnsan her daim kendisinden farklı olana ilgi duyma eğilimindedir. Yani kimse kendisinin birebir benzeri ile vakit geçirmek istemez. Bizden farklı olan bizi heyecanlandırır. Bu heyecan ise ilişkiyi devamlı kılar. Samet ve Kenan her ne kadar bambaşka karakter ve dünya görüşüne sahip olsalar da bu farklılıkları onları bir arada tutan temel dayanaktır.
Bir de Nuray isminde resim öğretmeni var filmde. Bu karakter de çok karmaşıktır. Nuray, elim bir olay neticesinde bir bacağını kaybetmiş yaralı bir kadındır. O da yaşadığı kazadan sonra içine kapanık birisi oluvermiş. Hayattan beklentilerini düşürmüş ve sadece derin bir depresyon ile yaşama devam etmeye çalışan birisi profili çiziyor. Samet ile Nuray arasında asla bir kadın ve erkek arasında olan bir aşk yaşanmıyor film boyunca, bunu net bir şekilde söyleyebilirim. Samet, sanki Nuray’ı kendine layık görmüyor. Eksik bacaklı bir kadından daha fazlasını hak ettiğini düşünüyor kendince. Tabii bunları filmde asla Samet’in ağzından duymuyoruz ama Samet öyle bakışlara sahip ki, bu bakışların anlattığı şeyleri hiçbir kelime anlatamaz.
Samet, Nuray’ı kendine yakıştıramadığı için en yakın arkadaşı olan Kenan ile tanıştırmayı düşünüyor. Ve tanıştırıyor da. Kenan, Samet’in aksine Nuray’a daha sıcakkanlı bir şekilde davranıyor. Hatta hoşlanıyor bile diyebiliriz. Zaten hayatında bir kadının eksikliğini fazlasıyla hisseden Kenan, Nuray’a asla hayır diyemez. Filmin ilerleyen kısımlarında Kenan ile Nuray, Samet’ten habersiz buluşuyor. Hatta Kenan yalan bile söylüyor Samet’e. Samet ise bu ikisinin ondan habersiz buluşmasına içerliyor ve çok haince bir şey yapıyor. Kenan ile birlikte Nuray’ın evine yemeğe gidecekken bir anda Kenan’ı saf dışı bırakıp yemeğe tek başına gidiyor. Nuray’a da Kenan’a da ayrı yalanlar söylüyor. Kendince her ikisinden de intikam alıyor. Bu yemek sırasında Nuray ve Samet çok derin felsefi tartışmaların içerisine giriyorlar. Bu tartışmalardan sonra Nuray ve Samet cinsel bir birliktelik yaşıyorlar.
Şu soruyu bu noktada sormak çok mantıklı: “Samet, Nuray’ı sevmemesine rağmen neden böyle bir şey yaptı, kimden neyin intikamını aldı?” Bence Samet gibi karakterlerin en büyük özelliği fark edilme ve ciddiye alınma isteği. Bu isteğine cevap bulamayınca, üstüne üstlük kendisinin tanıştırdığı iki insanın kendisine bir hiç muamelesi yapması onu ziyadesiyle öfkelendirmişti. Her ne kadar entelektüel bir profil çizse de günün sonunda bunun da anlamını yitirmesini izliyoruz. Bir diğer soru da şu olabilir: “Nuray neden Samet’in Kenan’a yalan söylediğini bilmesine rağmen tüm olanları kabullenip Samet ile o geceyi geçirdi?” Belki o da Kenan gibi görece daha yüzeysel birisi yerine, Samet gibi fikirleri aykırı olan birisi ile birlikte olmak istemiş olabilir. Sonuçta insan dediğimiz varlık her zaman elde etmekte zorlanacağı şeylere daha fazla ilgi besler. Hatta o kadar ileri gider ki, onu elde etmek için kendisinin bile yapacağını düşünmediği şeyleri pekâlâ kolaylıkla yapabilir. Kenan ise Samet ve Nuray’ın o gece birlikte yemek yediklerini öğrenir. Daha sonra ise Nuray’ın telefonlarına bakmaz. Kendince bir tavır koyar ortaya. Nuray ise bunun ardından bir vicdan azabı çeker ama bir kere olan olmuştur.
İnsanlığa ait her şeyi bir mahallede, bir köyde ya da bir okulda bulabilirsiniz. İşte Samet-Kenan-Nuray üçlüsünden de insanlığa dair birçok yorum getirilebilir.
Sevim isminde bir kız çocuğu var filmde. Bu kız, Samet’in en yakın olduğu öğrencisi. Diğer öğrencilerden farklı olarak ona daha fazla ehemmiyet gösterir. Sevim’in de hocası ile arası çok iyidir. Ancak araları bir mektup olayından sonra bozulur. Sevim, öğretmeni Samet’e âşık olmuştur. Ona olan aşkını da mektuplaştırmıştır. Rutin bir okul aramasında ise bu mektubu hocalar bulur. Sınıf öğretmeni de Samet olduğu için o mektubu Samet’e verirler. Samet ise mektubu okumasına rağmen Sevim’e okumadığını ve yırtıp attığını söyler. Sevim ise aşkının bu kadar değersiz bir kâğıt parçası gibi atılmasını kendine yediremez ve Samet Hoca ile araları açılır. Öğretmenler odasında Sevim’in aşk mektubu hakkında bir konuşma sırasında Samet, diğer öğretmenlere “Eğer siz Sevim’in yaşındayken âşık olmadıysanız bana ‘yaşadım’ demeyin.” diyerek konuya her zaman olduğu gibi farklı bir pencereden bakmış ve Sevim’i korumuştur. Sevim yaşındaki bir kız çocuğunun içinde bu kadar yoğun duygular barındırması ve hocasına duyduğu bu duyguların derinliği insana çok fazla şey anlatıyor bence.
Samet ve Kenan Hoca okulda çok kötü bir olay yaşarlar. Sevim, aşkına karşılık vermediği ve mektubunu çöpe attığı için kızgın olduğu hocasına bir iftira atar. Hocalarının kendilerini taciz ettiğini söyleyen Sevim, hocalarını çok zor bir durumda bırakır. Sürekli olarak bulunduğu yeri sallayan ve oradan kurtulmak için gün saydığını söyleyen Samet Hoca, bu olaydan sonra daha çok söylenmeye başlar. Böyle bir iftiraya maruz kalmak canını çok sıkar ama elinden bir şey de gelmez. Tabii iftiranın Sevim tarafından geldiğine emin olduğu için sınıfta ona karşı olan tavrını tamamen değiştirir. Eskiden ona torpil yapan hoca, artık ceza vermeye başlamıştır.
Filmde en etkilendiğim sahnelerden birini yazmadan da geçmeyelim. Köyde Vahit isminde, hayvanları tedavi eden bir adam yaşar. Bu adam da çeşitli yönlerden aslında Samet’e benziyor diyebiliriz. Eleştirel ve farklı bir mizaca sahip olan bu adam, filmde gördüğümüz kadarıyla alkole de düşkün birisi. Samet Hoca da bu adamı sık ziyaret eder. Belki de bunalmışlığı ve çaresizliğine iyi geliyordur. Yine gece saatlerinde aralarında geçen bir sohbette Vahit şunları söyler: “Adamın ineğini ayağa diktim, gelmiş benim köpeği vurmuş.” Orada bulunanlar “Neden?” diye sorduklarında ise Vahit şu muazzam cevabı verir: “İnsan olduğu için hocam, insan olduğu için.” Bu sözlerden anlıyoruz ki Vahit, zihninde insanları çok aşağılık bir yerde nitelendiriyor.
Filmde tüm bu yaşanan olayların dışında mükemmel bir Nuri Bilge fotoğrafçılığı da izliyoruz. Yani tüm film boyunca inanılmaz kareler görüyoruz. Bu da filmin estetik tarafını çok güzel besliyor.
Filmde en ilgimi çeken noktalardan birisi de pek çok Nuri Bilge filminde gördüğümüz yalnızlık teması. Her karakter ayrı bir şeyin yalnızlığını çekiyor. Yaşadıkları bu yalnızlık onları daha karanlık ve bilinmez karakterler hâline getiriyor. Ama Samet’in de dediği gibi, “Yaşanan her şey sanki zamanı unutmak için yaşanıyordu.” Zamanı unutmalılar çünkü yalnızlık ancak bu şekilde taşınabilir bir yük olabilir.
Yine birçok Nuri Bilge filminde gördüğümüz kış teması bu filmde de karşımıza çıkıyor. Yalnızlığın, çaresizliğin, bunalmışlığın, hissizleşmenin en büyük metaforu hâline geliyor bu filmde de.
Film aslında güzel bir soruya da cevap veriyor bence: “İnsan yaşananları ve içinde bulunduğu durumu kabullenemezse ne yapmalı?” Cevap ise çok karanlık ve moral bozucu bence. Hiçbir insan kader dediğimiz şeye direnemez. Biz ne kadar emek verirsek verelim, eğer bir şey yaşanacaksa o şey yaşanır. Sırf o şey yaşandı diye de oturup karalar bağlamamalıyız. Hayat çok uzun ve her daim yaşanacak yeni şeyler çıkaracak karşımıza; o yüzden şu an her ne yaşıyorsak yaşayalım, bilmeliyiz ki bitecek ve yarın çok başka bir şey yaşayacağız. Samet ise bu dediklerimin tam tersini yapıyor, herhangi bir kabulleniş içerisine girmiyor, sadece şu an içinde bulunduğu durumun bir an önce bitmesi için gün sayıyor. Tabii ki bu bekleyiş onu kendisine ve fikirlerine yabancılaştırıyor. Ki yabancılaştırması da çok normal, çünkü insan istemediği anlar yaşadıkça ve üstüne bu anları kafasında tekrar tekrar indirip kaldırdıkça kendisinden nefret eder. Aslında sadece o anın yaşanması gereken bir an olduğunu kabul edip önüne baksa bunlar yaşanmayacak. İşte kabullenemeyiş ve getirdikleri, insanı kendinden nefret ettirecek bir duruma sokabilir.
Gelgelelim filmin adına. Ceylan neden filmine böyle bir isim vermiş olabilir? Kuru otlar bir kış boyunca karların altında kalır ve daha sonra yazın gelmesiyle kuruyarak sararır. Hatta üstüne bastığınızda bu otlardan çıt çıt sesler gelir. Filmin bu metaforik ismini karakterleri ve coğrafyasıyla bağdaştırdığımızda çok güzel bir tablo çıkıyor karşımıza. Burada yaşayan insanlar da aynı otların bir kış boyunca karların altında kalması gibi hayallerinin, beklentilerinin altında kalır. Daha sonrasında ise karların ortadan kalkmasıyla birlikte bir özgürlük ya da bağımsızlık yoktur otlar için; kavurucu sıcağın altında kurumaktır onların kaderi. Tıpkı buranın insanının beklentilerinin ve hayallerinin ortadan kalkmasıyla daha güzel bir yaşamları olacağı yanılgısı gibi. Kurumak kaderiyse otların, kurtulamazlar; mecburen kuruyacaklardır. Ama bu kaçınılmaz kader hayatı daha az yaşanabilir hâle getirmemeli, çünkü olacak olanı değiştiremez ama süreci daha güzel bir hâle getirebilir insanoğlu.
Nuri Bilge’nin film hakkında yaptığı şu yorum da çok hoşuma gitmişti: “Başka bir yerde daha mutlu olabileceğimiz avuntusu bize iyi gelir.” Gerçekten de çok yerinde bir tespit. Herkes, uzaklarda bir yerlerde kendisini bekleyen çok güzel günlerin olduğuna inandırır kendisini. Zaten bu şekilde bir avuntu içerisine giremezse, hayat yaşanabilir bir yer olmaktan çıkar insan için. Samet karakteri de sürekli başka yerlerde mutlu olacağına inanır, bu teselli ile avunur ama Nuray’ın da dediği gibi insan nereye giderse gitsin, kendini de götürüyor sonuç olarak. Eğer bir mutluluk arzumuz varsa konumumuzu değil, düşüncelerimizi ve hayata bakışımızı değiştirmemiz gerekir. Ancak bu şekilde mutluluk elde edilebilir.
“Neden kendinden kaçıyorsun? Gittiğin her yere kendini de götürüyorsun. Seni mutsuz eden yer değil, senin ruhundur.” — SENECA
Düşünceler
Yorumlar yükleniyor...